[dropcap]N[/dropcap]arkissos, kendi güzelliğini her gün seyretmeye giden yakışıklı delikanlının hikayesi… (Öyle şeyler oluyor ki, mesleği tamamen bırakıp insanın oturup felsefe, psikoloji, sosyoloji kitapları karıştırıp, edebiyat yapıp, sayfalarca yazı yazası geliyor. Ama gelin görün ki, henü zamanı değil; hala dolduruyoruz hikayeleri… Bu işin sonunda ya bolca yazı çıkar, ya bolca suskunluk, göreceğiz…)

Velhasıl-ı kelam, bu delikanlımız kendi görüntüsüne o kadar vurgun muş ki, günün birinde kendine bakarken göle düşüp boğulmuş. Onun göle düşüp boğulduğu yerde de bir çiçek açmış, bu çiçeğe nergis adı verilmiş.

Tatlı su gölünün kıyısına gelen orman tanrıçaları Oreas’lar onu bir acı gözyaşı kavanozuna dönüşmüş olarak bulmuşlar.

  • Neden ağlıyorsun? diye sormuş Oreas’lar – Narkissos için ağlıyorum diye yanıtlamış göl – Ne var bunda şaşılacak? diye cevap vermiş orman tanrıçaları. Bizler onun peşinde ormanlarda boşu boşuna dolanır dururduk görebilmek için, ama onun güzelliğini yakından yalnızca sen görebilirdin. – Narkissos yakışıklı bir genç miydi? diye sormuş göl – İyice şaşıran orman tanrıçaları, bunu senden kim daha iyi bilebilir ki? diye karışılık vermiş. Her gün senin kıyılarına gelip sularına bakıyordu!

Göl bir süre sessiz kalmış. Sonra şöyle konuşmuş:

  • Narkissos için ağlıyorum ama onun yakışıklı olduğunu hiç farketmemiştim ben. Narkissos için ağlıyorum, çünkü sularıma eğildiği zaman, gözlerinin derinliklerinde unuttuğum kendi güzelliğimin yansımasını görebiliyordum.

Kendisinden kaçılan, korkulan, uzak durulan, cinselliğin ve hazzın simgesi, Hermes’in oğlu keçi bedenli Pan mı daha ürkütücü, yoksa Sophia mı daha ermiş  bilinmez… ama Pan’ın lanetlendiği kesin, ölümsüz olduğundan bir hayli zor olsa gerek…